Vedat Türkali’nin kızı Deniz Türkali hayatından bir kesiti anlattı.

97 yaşında yaşamını yitiren ünlü yazar Vedat Türkali‘nin kızı Deniz Türkali, babasından gördüğü şiddeti, komünist babanın kızı olduğu için kâbus içinde yaşadığı okul yıllarını, bir bakanın tacizini, aşklarını, çapkınlıklarını, hayat görüşünü anlattı.

Türk edebiyatının usta isimlerinden Vedat Türkali

Komünist bir babanın kızı olduğu için çocukken çok acı çektiğini söyleyen Deniz Türkali, “Komünistin kızı’ olarak hiçbir aile tarafından sevilmiyordum” dedi.

“Politika üzerine düşünmem kulak dolgunluğu ile başladı herhalde. Zaman içinde okuyarak tartışarak şekillenmeyi sürdürüyorsun. Dünya hızla değişiyor, politik olarak da farklılaşıyorsun haliyle” cümlelerini kuran Deniz Türkali, “Başlarda kendimi sadece sosyalist olarak tanımlıyordum. Şimdi antikapitalist, feminist, ‘oturduğu yerden aktivist’ ya da kısaca muhalif olarak tanımlayabilirim. Kahkahanın en büyük muhalefet olduğunu unutmayarak” şeklinde konuştu.

Hürriyet gazetesinden İpek Özbey’in sorularını yanıtlayan Deniz Türkali şunları söyledi:

Nasıl karar verdiniz hayatınızı anlatmaya?

  • Aslında öyle bir kararım yoktu. Murat Çelikkan ile yine bir gün yüzüncü defa, “Ne olmuştu, o nasıl olmuştu” diye konuşurken Meltem Aslan dinliyordu. “Ya siz bunları yazsanıza” dedi. Murat, “Ne dersin” diye sordu bana, benim cevabım “Ne bileyim, ilginç mi” oldu. “ senin hayatın da ilginç değilse artık” dedi ve öyle oturduk.

Hayatınız size ilginç gelmiyor mu?

  • Kendin yaşadığın zaman ilginç bulmak zor.

“Ah o günler” dediğiniz hiç olmuyor mu?

  • Hayır, böyle günler yok. Ama çok özlediğim insanlar var. Kedilerimi, annemi, babamı, Yılmaz’ı, Mehmet’i, bir sürü dostumu çok özlüyorum.

Vedat Türkali benim gibi edebiyat tutkunları için olağanüstü bir karakter. Ama sizden okuyunca şaşırıyor insan.  

  • Benim babam olmasa sizden farklı hissetmezdim. İnanılmaz hayranlık duyduğum yanları olan biriydi. Ancak baba olarak hiç de parlak bir baba değildi. Sevgi dolu bir insandı. Ama onun sevgi tarzı benimkine hiç uymuyordu. Baba-kız olarak çelişik yaşadık.

Dünya görüşünüz ne zaman şekillenmeye başladı?

  • Ben komünist bir ailenin çocuğuyum. Politika üzerine düşünmem kulak dolgunluğu ile başladı herhalde. Zaman içinde okuyarak tartışarak şekillenmeyi sürdürüyorsun. Dünya hızla değişiyor, politik olarak da farklılaşıyorsun haliyle.
  • Başlarda kendimi sadece sosyalist olarak tanımlıyordum. Şimdi antikapitalist, feminist, “oturduğu yerden aktivist” ya da kısaca muhalif olarak tanımlayabilirim.

Okulda öğretmeniniz de, veliler de ‘komünistin kızı’ diye dışlamış sizi… Babanızın hapis yıllarını nasıl geçirdiniz?  

  • Okul hayatı feciydi. ‘Komünistin kızı’ olarak hiçbir aile tarafından sevilmiyordum. Dördüncü sınıfta Nesime diye bir öğretmen bana hayatı zindan etti. Hâlâ öfkeden kudurduğum pislik kadın Nesime.

Babanızın politik duruşu size böyle olumsuz yansımışken,  tam tersi yolu seçmeyi düşünmediniz mi hiç?

  • Hayır. En öfke duyduğum zaman bile bu yanlarına hayran oldum. Bak insanlar ya vicdanlı doğuyor ya da hiç öyle bir kavram olmadan, vicdansız, ama vicdanlı olmayı sonradan öğrenebiliyorlar. Ben vicdanlı bir çocuk olarak doğdum. Bence bu en önemli pusula…

Babanızdan şiddet de görmüşsünüz.  

  • 14-17 yaş arası.

Çapkın bir kadın mıydınız?

  • Her zaman. Herhalde en son imama göz kırpıp öleceğim. Çapkınlık insana mutluluk veren, karşındakini de mutlu eden bir şey. Benim için bakmak, gülmek, karşısındakini mutlu etmek, iki güzel sözdür. İleriye isteyen götürür, isteyen götürmez. Ama ben hayatla flört ediyorum.

Röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.