Selahattin Demirtaş’ın duruşmasının ilk gününün sonunda, Mahkeme Başkanı kararı okuduktan sonra avukatlar son sözlerini tutanağa geçirtmeye çalışırken polis, ziyaretçileri salondan ‘derhal’ boşaltmanın peşine düştü.

GazeteDuvar’dan Özlem Akarsu Çelik’in mahkeme izlenimlerinden bir kısım şöyle:

Demirtaş arkasını dönmüş, izleyici sıralarına gülümseyerek el sallıyordu ki, bir sivil polisin “Süpürün bunları!” dediği duyuldu. Süpürülmek… Bir çöp yığını gibi… Bunu söyleyen sivil polise, HDP Ankara İl Başkanı Zeyno Bayramoğlu’nun, “Siz kimi süpürüyorsunuz! Burası duruşma salonu!” diye çıkıştığını duyduk. Duruşma başladığı gibi bitti.

Salon nefesini tutmuş Demirtaş’ı izliyordu. İzleyici sıraları Demirtaş’a uzaktı ama eşi Başak Demirtaş, yakınındaydı. Eşinin şu sözleri sarf ettiği sırada kendisine baktım. Hayranlıkla izliyordu hayat/yol arkadaşını…

Demirtaş’ın duruşmasıyla aynı anda FETÖ davaları sürüyordu yandaki salonlarda. Aklıma Silivri Cezaevi yerleşkesinde görülen Ergenekon davası geldi. 11 yıl sonra “böyle bir örgüt yokmuş” denilen o soruşturma kapsamında gazeteci Ahmet Şık da tutuklanmıştı.

AHMET ŞIK: SELAHATTİN ÇOK GÜÇLÜ BİR SAVUNMA YAPTI

Gazeteci Ahmet Şık

Ergenekon davasında 375, Cumhuriyet davasında 459 gün olmak üzere toplam 834 gün hapis yatmış olan gazeteci, HDP Milletvekili Ahmet Şık da Demirtaş’ın duruşmasındaydı. Demirtaş’ın savunmasını nasıl bulduğunu sorduğumda, “Ben Selahattin’i görmeye geldim. Hukukçu ve siyasetçi kimliğini harmanlayarak çok güçlü bir savunma yaptı. Tutuklanması hukuki değildi, buradan bir tahliye kararı çıkması da hukuki olmaz. Zaten kendisini hükümlü hale getirerek cezaevinde kalmasını sağlayacak kararı verdiler. Türkiye bırakın hukuk devletini, kanun devleti bile değil artık. Yargı, talimatla çalışıyor” dedi.

Gelelim duruşmanın başladığı dakikalara… Devletin güvenlik güçlerinin çöp muamelesi yaparak “süpürmeye” çalıştığı ama her defasında kararlı bir dirençle karşılaştığı bu kitle bir kez daha sabahın erken saatlerinde, mahkeme diye yollarına düştüğü Sincan Cezaevi Yerleşkesi’ne ulaşamadan polis tarafından durdurulmuştu. Hesapta, duruşmanın kentin dışındaki bu cezaevi yerleşkesine taşınmasının gerekçesi, Ankara Adliyesi’ndeki 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin salonunun “küçük” olmasıydı. Ancak bu tarihi davanın görüldüğü cezaevi duruşma salonunda gazeteciler için 8, izleyiciler için ise 45 sandalye ayrılmıştı. Demirtaş’ın rekor sayıdaki avukatlarının bir bölümü ayakta kaldı. Sivil polisler yine aynı taktiği uygulayarak salondaki sıraları doldurmuştu. Resmi polisler de içeri girmek isteyenlere “salon dolu, alamıyoruz” diyordu.

‘BEN ANNEYİM. SELAHATTİN BAŞKAN’IN BİR SESİNİ DUYAYIM, BANA YETER!’

Polis, jandarma ve infaz koruma memurlarının sözü geçiyordu burada. Ne de olsa cezaevi sınırları içindeydik. Mahkemelerin halka açık görülmesi kuralı yani aleniyet ilkesi ayaklar altındaydı.

Hayatında hiç sarı basın kartı görmediğini düşündürecek kadar genç bir polis gazetecilere, “Sarı basın kartın var mı!” diye çıkışıyordu. Yabancı basın kuruluşları için çalışan gazetecilere, Dışişleri veya Adalet bakanlıklarından akreditasyonları yoksa giremeyecekleri söyleniyordu. Bunların hiçbir hukuki geçerliliği yoktu.

Tüm dünyada bu tip kritik davaları takip eden yabancı heyet de Sincan’daki mahkeme salonuna girmekte epey zorlandı. HDP milletvekilleri dışarıda kalanları içeriye sokmak için saatlerce uğraştı.

Üç ayrı kontrol noktasında polisle uzun süren tartışmalar sonunda HDP milletvekillerinin ısrarlı çabalarıyla ancak duruşma başladıktan sonra içeri girebildik. Bilgisayarımızı, telefonumuzu, şarj cihazımızı ve çantamızdaki makyaj malzemelerini bile dolapta bırakarak… O sırada cezaevi kapısının önünde bekletilen bir kadın, polise, “Niye böyle yapıyorsunuz! Bak çok uzaktan geldim. Ben anneyim. Selahattin Başkan’ın bir sesini duyayım bana yeter!” diyordu.

SİYASİ DAVANIN FOTOĞRAFI: 23 JANDARMA İLE RESMİ-SİVİL POLİSLERİN ARASINDA TUTULAN DEMİRTAŞ

Türkiye parlamentosunun üçüncü büyük partisinin önceki dönem eş başkanlığını yapan, 24 Haziran seçimlerinde HDP’nin cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş duruşma salonunda 23 jandarmanın arasında oturuyordu. Onların çevresinde de resmi üniformalı polisler…

Salonda izleyiciden fazla resmi-sivil güvenlik görevlisi vardı… Sadece bu fotoğraf bile duruşma boyunca avukatlar tarafından sık sık tekrarlanacak olan “bunun bir siyasi dava” olduğu savını ispatlamaya yetiyordu.

Demirtaş konuşmasına Kürtçe başladı:

“Aslında Kürtçemi daha fazla ilerletip savunmamın tamamını anadilimde yapabilmeyi isterdim. Bunun için daha fazla çaba göstereceğim tabii ki. Beni anlayıp anlamamanızı, dinleyip dinlememenizi çok önemsemiyorum. Çünkü benim söyleyeceklerime değil Hükümetin söylediklerine bakarak karar vereceksiniz. Hiç değilse anadilimi sahiplenerek bu yasakçı, faşizan politikalara cevap olmak istedim. Bu vesileyle bir kez daha bütün halkımızı anadiline sahip çıkmaya davet ediyor, yasakçı zihniyeti kınıyorum.”

Yanımda oturanların fısıldaşmasını duyabiliyordum.

– Selahattin Başkan Zazaca konuşuyor değil mi?

– Evet, Zazacası var ama Kirmancî bilmiyordu, öğreniyor. Abdullah Zeydan’la hücre arkadaşı ya, o Zeydan’a saz çalmayı öğretiyor, Zeydan da Başkan’a Kirmancî’yi…

DEMİRTAŞ’TAN MAHKEMEYE: TARAF TUTTUNUZ!

Demirtaş, Türkçe devam ettiği konuşmasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin kendisi hakkında verdiği “tahliye” kararını mahkemenin uygulamamasını eleştirdi:

“AİHM kararına ilişkin yazı yazılmasına karar verdiniz. AİHM kararı kesinleşti mi diye Adalet Bakanlığından görüş istediniz. Ama bir önceki cümlede diyorsunuz ki, ‘kesinleşmediği için tahliyesinin reddine’, ikinci cümlede, ‘kesinleşip kesinleşmediğinin Adalet Bakanlığa sorulmasına’… Adalet Bakanlığı kim? AİHM’deki karşı taraf; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı açtığım davanın karşı tarafı. Yani Adalet Bakanlığı taraftır. Siz, davamda taraf olan bir kurumdan görüş isteyerek alenen taraf tuttunuz. Yani resmen bana ve kamuoyuna şunu demek istediniz: Kararı biz veremiyoruz, Adalet Bakanlığı’na yazdık, onlar ne derse öyle yapacağız.”

‘HÜKÜMETTE KURULMUŞ DEMİRTAŞ MASASI…’

Demirtaş, başka bir dosyadan cezası kesinleştirilerek tahliyesinin önünün kesilmesini ise şu sözlerle eleştirdi:

…Hükümette kurulmuş Demirtaş masası çalışma yürütürken bir formül buldular ve dediler ki, “Bu İstanbul 26’ıncı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden propaganda dosyasını ana dosyayla birleştirelim.” Oradan bir mahkûmiyet çıkarırsak ancak engelleyebiliriz. Formül buydu…

O dosyada ‘propaganda’ demek için kör, sağır, vicdansız, ahlaksız olmak lazım; o mahkeme de öyle yaptı. Barış konuşmamıza ben ve Sırrı Süreyya Bey’e en ağır cezayı ve fiili tahliyemi engelleyecek süreci öngörerek ceza verdi. İlginçtir 4 yıl 8 ay neye tekabül ediyor biliyor musunuz? Siyasi yasak açısından 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimlerini de kurtarıyor. Hayır benim niyetim yok 2023 için fakat öyle ince bir mühendislik hesabı yapılmış. Ola ki Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi buna uymak zorunda kalırsa, bu dosyada tahliye kararı verirse Demirtaş tahliye olmasın ve siyasi yasağı da 2023’ü aşsın denilmiş. Matematik, mühendislik hesabı bu.

‘YAŞIM GELSE 90’A, AĞZIMDA DİŞ KALMASA, SİZDEN TAHLİYE TALEP ETMİYORUM’

Salon nefesini tutmuş Demirtaş’ı izliyordu. İzleyici sıraları Demirtaş’a uzaktı ama eşi Başak Demirtaş, yakınındaydı. Eşinin şu sözleri sarf ettiği sırada kendisine baktım. Hayranlıkla izliyordu hayat/yol arkadaşını:

“Yaşım gelse 90’a, ağzımda diş kalmasa, burada hâlâ tutukluysam o halimle ‘Sizden tahliye talep etmiyorum’ diyeceğim. Siz beni tutuklamadınız. Ben bir siyasi rehineyim. O yüzden sizden tahliye talep etmedim.”

Demirtaş, etkili savunmasını, “Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre hâkim bağımsız ve tarafsız yürütemeyeceğini anladığında bu dosyadan çekilebilir, bu mahkemeye ve yargılamaya güç katar, hukuka güç katar. Bunu açıkça şerh olarak yazarak davadan çekilmenizi birinci talep ediyorum. Eğer heyetiniz çekilmeyi kabul etmiyorsa bu gerekçelere dayanarak bu aşamada yargılamayı durdurmanızı ve reddi hâkim talebimi değerlendirmenizi talep ediyorum. İki üye hakkında (başkan ve bir üye) reddi hâkim talebinde bulunuyorum” diyerek noktaladı.

BAŞAK DEMİRTAŞ: HAKLIYSANIZ BÖYLE KONUŞURSUNUZ İŞTE!

Duruşmaya ara verildiğinde selamlaşmak için yanına gittiğim Başak Demirtaş’a eşinin konuşmasını nasıl bulduğunu sordum, cevabı kısa ve özdü:

“Muhteşem bir konuşmaydı! Haklıysanız böyle konuşursunuz işte!”

Sonrasında… Her aranın ardından salona girişte aynı sıkıntılar yaşandı. Polisin, “sarı basın kartı” olmayan gazetecileri içeri almamak için her yolu denemesi, ziyaretçileri “salon dolu, kapıdan uzaklaşın” talimatıyla yıldırma çabası akşama kadar sürdü gitti.

Duruşmadan akıllarda kalan ise Demirtaş’ın avukatı Ramazan Demir’in mahkeme heyetine söylediği, “Onurlu davranış gösterip çekilebilirsiniz ama çekilmiyorsanız da biz sizi reddediyoruz” açıklamasının ardından söz alan avukat Kemal Akalın’ın önerisi oldu. Akalın mahkeme heyetine şöyle seslendi: “Sizden rica ediyorum, KHK’larla işsiz bırakılan veya mahkeme kararlarıyla işsiz bıraktığınız akademisyenler gibi limon satın ama hâkimlik yapmayın!..”