Eski Hürriyet yazarı ve Doğan Grubu Yöneticisi Yılmaz, Hürriyet’in satılmasının ardından gazeteden ayrılış sürecini ele aldı. Medyanın genel durumuna da değinen Yılmaz Aydın Doğan’ın Hürriyet’i satmak zorunda kaldığı için üzgün olduğunu belirtti.

Doğan Grubu’nda uzun yıllar köşe yazarlığı ve yöneticilik yapan Mehmet Y. Yılmaz, Demirören’e satılmasının ardından Hürriyet’ten ayrılışını ve Türk medyasının nereye gittiğini yorumladı.

Yılmaz, Aydın Doğan’ın gazetesini ‘satmak zorunda kaldığı için çok üzgün olduğunu’ ifade ederken kendisinin gazeteden ayrılışıyla ilgili de Demirörenlerin ‘Beklemesin hemen gitsin’ dediklerini anlattı.

Journo’dan Nilay Örnek’e konuşan Yılmaz, ileride haftalık dergi çıkarmak istediğinden bahsederken Türkiye’de artık bütün baskı ve dağıtım imkânlarının iktidarın eline geçmiş durumda olduğunu belirtti.

“İktidarın hoşuna gitmeyen bir şeyin uzun süre basılıp dağıtılması bence artık mümkün değil” cümlesini kuran Yılmaz, Demirören Medya Grubu’na geçen yayınların internet sitelerinde bazı haberlerin silinmesini de ‘Toplumsal hafızanın silinmeye çalışılması’ şeklinde değerlendirdi.

Söyleşinin bir kısmı şöyle:

“Bugüne kadar pek çok gazete ve dergi çıkaran, uzun yıllar yöneticilik ve köşe yazarlığı yapan Mehmet Y. Yılmaz, Eylül başında 2005’ten bu yana köşe yazarı olduğu Hürriyet’ten ayrıldı. Hem ne olup bittiğini, hem Türkiye medyasının nereye gittiğini, hem de yeni bir dergi ya da gazete çıkarmaya teşebbüs edip etmeyeceğini Mehmet Y. Yılmaz’a sorduk…

Türk medyasının durumu belli; çok yetenekli, akıllı, azimli, çalışkan pek çok gazeteci işsiz. Yazı yazıp da para kazanamayan, telif alıp da geçinemeyen çok sayıda insan var. Durum böyle iken, her şöhretli gazeteci işsiz kaldığında, hep şöhretli gazeteciler işsiz kaldığında kapısını çalıp da “Size ne oldu?” demek, medyaya olup bitenleri sadece çok tanınan köşe yazarları üzerinden konuşmak bana biraz abes geliyor, biraz da haksızlık. Ama Mehmet Y. Yılmaz ile konuşmak özellikle istiyorum. Çünkü onun gazetecilik geçmişinde, Radikal, Posta ve Fanatik’i yayın hayatına geçirmiş, bu konuda maddi hesaplar yapmış, kadrolar kurmuş biri olmak da var. Sanki yeni bir gazete ya da dergi kurmak için tek engeli köşe yazılarıymış da şimdi özgür kalmış gibi. İnsanın sorası geliyor: Yeni bir yayın gelir mi? Mehmet Y. Yılmaz yanıtladı…

Öncelikle bu ayrılık sürecini sizden dinleyebilir miyiz? Biraz aşamalı oldu sanırım. Önce yazılarınızın ana gazeteden hafta sonu ekine geçmesi, ardından da bu son durum. “Mehmet Yılmaz, Hürriyet’ten ayrıldı mı?” konuşmaları, aslında geçen sene bu zamanlarda da yapılıyordu çünkü…

Şöyle oldu. Geçen sene Cumhurbaşkanı 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda resepsiyonu Kuran-ı Kerim’le açtı biliyorsun. Genelkurmay Başkanı’nın eşi de orada buruşturulmuş bir başörtüsü ile başını örtmek zorunda kaldı. Ben de bir yazı yazdım. Laik devletin töreni laik olur. İnançlarımız gereği şehitlerin ruhu için Kuran-ı Kerim okutulmasını istiyorsak, Cumhurbaşkanı istiyor, olabilir ama onun yeri cami. Türkiye’nin bütün camilerinde 30 Ağustos günü sabahtan akşama kadar Kuran-ı Kerim okunacak denir ve vatandaşlar da dua edebilir. Buna engel var mı, yok. Olması gereken de bu değil mi, öyle gibi geliyor bana. Batılı laik devletmiş gibi resepsiyon veriyorsun ama resepsiyon Kuran-ı Kerim’le açılıyor. Bir gün Cumhurbaşkanımız Hıristiyan azınlıktan olsa İncille mi açacağız resepsiyonu? Bu duruma dikkat çeken bir yazı yazdım. Ve Recep Tayyip Erdoğan bu yazıya çok sinirlendi. Sinirlenince Aydın Doğan’ı aradı; bizzat. Aydın Doğan da çok zor durumda kaldı. Buna gönlüm razı olmadığı için, “Ben bir süre izin yapayım. Yazı yazmayayım bu ara. Sakinleşsin ortalık, bir süre sonra yeniden başlarım” dedim. Aydın Bey gerçekten çok fazla üzüldü bu duruma. Ben de ona, “Üzülmesi gereken siz değilsiniz, burada başka bir sorun var. Siz benimle Recep Tayyip Erdoğan arasında kalmayın” dedim. Bir süre yazı yazmadım. İzin yapayım, ortalık sakinleşir diye düşündüm. İki üç ay sonra da “Siniri geçmiştir artık yazmaya başlayayım” diye düşündüğümde o dönemki yayın yönetmeni Fikret Bila, “Üstadım bir konuşalım” dedi. Konuştular Ankara’dan olumsuz haberler gelmiş, kim ne dedi tam bilmiyorum. “O zaman boş durmayayım bari, maaş alıyorum ayıp denen bir şey var” diye düşünerek cumartesi ana gazetede yazdığım türde yazıları pazar ekinde yazmaya başladım.

‘BEKLEMESİN HEMEN GİTSİN’

Hafta sonu ekinde yazmak tatmin ediyor muydu sizi?

Yok etmedi. İlginç yazılar da yazdığımı düşünüyorum, aralarında baya iyi yazılar da vardır tabii. Ama mesleki açıdan tatmin olamıyorsun.

Bu son ayrılık süreci nasıl oldu?

Ben Eylül sonunda ayrılmak istediğimi söyledim Vahap’a (Munyar). O da “Ben aileyle (Demirören) bir konuşayım, başka bir çözüm bulabiliriz belki” dedi. Aile “Beklemesin hemen gitsin” demiş. Ben de hemen şimdi ayrıldım (gülüyor). Ay sonunda ayrılacakken, ay başında ayrılmış oldum.

Aydın Doğan şimdiki duruma ne diyor? Konuşmuşsunuzdur diye düşünüyorum.

Tabii tabii konuştuk. Aydın Bey, öncelikle gazetesini sattığı, satmak zorunda kaldığı için çok üzgün. Yaşımın emekli olmak için çok genç olduğunu düşünüyor. Üzgün. Tabii şimdilik elimizden bir şey gelmiyor.

‘BÜTÜN BASKI VE DAĞITIM İMKANLARI İKTİDARIN ELİNDE’

Peki esas soru; şimdi ne yapacaksınız Mehmet Bey?

Ben şimdi ne yapacağım? Hiç bilmiyorum doğrusunu istersen (Kahkaha atıyor). Tabii yazmaya devam edeceğim, kaçınılmaz olarak. Bildiğim şeylerden devam etmeliyim. İşte neyi bilirim ben; gazete çıkarmayı… Radikal, Posta, Fanatik’i ben kurdum, ben yönettim. Sonra Milliyet’te Genel Yayın Yönetmeni olduğumda tabii ki gazeteyi ben kurmadım ama gazeteyi yeniden yapılandırma çabası güçlüydü. Dergi çıkarmayı bilirim, bir sürü dergi çıkardım. Yine onu deneyeceğim… Memleketin gittiği yerle ilgili bir değerlendirme, analiz kitabı yazacağım. Roman değil… Ama yaptığım, yapacağım şeyle ilgili hissettiğim şey şu biraz; memleketi kurtarmak, meslektaşlarımızı kurtarmaktan ziyade, kendi kendimizi tatmin edeceğiz gibi hissediyorum biraz. ‘Bu yaşta da emekli olunup, evde oturulur mu kardeşim?’ deyip kendimizi tatmin etmiş olacağız gibi geliyor.

Bir gazete ya da dergi çıkarmak istiyorsunuz diye düşünüyorum?

İstiyorum tabii. Hayatta en çok yapmak istediğim şey bu tabii ki. Ama temel bazı sorunlar var. Bunu nerede basacağım ve bunu nerede dağıtacağım? Bütün baskı ve dağıtım imkânları iktidarın eline geçmiş durumda. İktidarın hoşuna gitmeyen bir şeyin uzun süre basılıp dağıtılması bence artık mümkün değil. Bence birinci sorun bu.

“Artık içerik önemli de değil. Yayını hazırlayan isimler bile yetiyor” görüşüne katılıyor musunuz?

Maalesef öyle. İktidarın, AKP ideolojisinin istediği şey, bizim yok olmamız, buharlaşıp uçmamız ama o da olamadığı için işte böyle idare ediyoruz. İkincisi bunu yaptığımız zaman bu bir sermaye işi. O gazetecilerin para alması lazım. Hadi benim yaşımda olan insanlar, çocuğunu okutmuş olabilir, bir birikimi olabilir belki, idare edebilir. Ama evinin taksidini, çocuğunun okulunu ödeyen insanlar var, bu insanlar düzgün para almak zorunda yaptıkları iş için. Reklamın olmadığı, reklam piyasasının iktidar denetiminde olduğu bir ortam da var. Muhalif gazetelere uygulanan reklam ambargosunu biliyorsun. Karar gazetesine bile reklam ambargosu uygulatan bir iktidardan bahsediyoruz, düne kadar aynı insanlardı. Birazcık bile farklı bir şey söyledikleri için cezalandırılıyorlar. Yani ‘birazcık’. Bu insanların paralarını nasıl ödeyeceğiz, okuyucu okuduğunun bedelini ödemek istemiyor.