Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin 400 projeyi içeren 100 günlük eylem planını kamuoyuna duyurdu.

100 günlük eylem planında ekonomik vaatler öne çıkıyor. Türkiye’nin ekonomik bir savaş ile karşı karşıya olduğunu belirten Erdoğan, vatandaşlara döviz ve altınlarını Türk Lirası’na çevirme çağrısında bulundu.

Erdoğan’ın 100 günlük eylem planını DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a değerlendiren uzmanlara göre, tarihi seviyelere çıkan dolar kurunu aşağı çekmek için halkın döviz bozdurması değil, tutarlı bir makroekonomik programa girmesi gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ekonomiden sağlığa, eğitimden savunmaya, adaletten turizme kadar önümüzdeki 100 günde hayata geçirmeyi vaat ettiği projeleri kabine üyelerinin de katılımı ile gerçekleştirilen basın toplantısı ile duyurdu.

Bu dönemde 46 milyar TL yatırımla 400 projenin kısa zamanda hayata geçirileceğini vurgulayan Erdoğan’ın konuşmasında özellikle ‘ekonomik savaş‘ vurgusu dikkat çekti.

Erdoğan vatandaşlara çağrı yaparak, “Yastık altından gelin dövizlerinizi çıkarın, dolarlarınızı, eurolarınızı, altınlarınızı çıkartın, gelin TL’ye dönüştürün, yerli milli direnişinizi tüm dünyaya karşı ortaya koyun” şeklinde konuştu.

Erdoğan, “Bir ekonomik savaşla karşı karşıyayız. Hiç endişe etmeyin, biz bu savaştan da galip çıkacağız.” cümlesini de kurdu.

“Ekonomik savaş söylemi, sorumluluktan kaçmak için”

Euro parası

Erdoğan’ın açıkladığı 100 günlük programı DW Türkçe’ye değerlendiren Bilkent Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre, 5,10 seviyelerine kadar çıkan Dolar kurunu düşürmek için öncelikle dışa açık ve uluslararası makroekonomik sistem ile uyumlu bir program ortaya koymak lazım.

Erdoğan’ın ‘döviz bozdurun‘ çağrısının mevcut şartlarda piyasalara herhangi bir etkisinin olmayacağını dile getiren Prof. Yeldan, “Günde 4,5 trilyon dolarlık işlem hacmi olan uluslararası döviz piyasasına, hane halkının bozdurduğu dövizlerle müdahale edilebileceğini düşünmek iktisat bilimine aykırı” ifadesini kullandı.

Yaklaşık 800 milyar dolarlık bir ekonomisi olan Türkiye’nin sistemin sağlıklı devam etmesini sağlamak için uluslararası normlara uygun bir program ortaya koyması gerektiğine vurgu yapan Yeldan, sözlerine şöyle devam etti: “Böyle bir program hazırlanamadığı için ‘ekonomik savaş’ ya da ‘dış mihrak’ söylemleri ile sorumluluktan kaçılmak isteniyor. Türkiye’nin bu krizden çıkması için uluslararası makroekonomik kurallara göre yönetilmesi gerekiyor.”

“Halk dövizini bozdurmaz”

İstiklal Caddesi

Ekonomist Mustafa Sönmez de, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, Erdoğan’ın çağrısının piyasalarda karşılık bulmadığına dikkat çekiyor.

Halkın döviz bozdurması işe yarar mı” diye düşünmeden önce, “Bakalım halk dövizini bozdurur mu?” diye sormak gerektiğini savunan Sönmez’e göre, Türkiye’de vatandaşlar yüksek enflasyona karşı gelirini korumak için her dönemde dövize yöneliyor.

TL’nin değer kaybettiği böyle bir ortamda insanlara ‘dövizini bozdurun’ demenin işe yaramayacağını belirten Sönmez, “Bu çağrı hoş bir seda olarak kalır. Nitekim, Erdoğan’ın çağrısından sonra döviz kurunda aşağı bir seyir de olmadı” cümlesini kurdu.

“Kanal İstanbul’da ısrar etmek yanlış”

100 günlük programda dikkat çeken bir başka başlık da Erdoğan’ın “Olmazsa olmaz, mutlaka yapacağız” dediği Kanal İstanbul projesi.

Erdoğan, çok tartışılan projeyi mutlaka hayata geçirmeye kararlı olduklarını belirtirken, Prof. Dr. Erinç Yeldan’a göre Kanal İstanbul’da ısrar etmek ekonomideki kırılganlığı artıracak.

Türkiye’nin öncelikle Ankara’nın doğusunda yapılacak yatırımlara ağırlık vererek istikrarlı bir ekonomik düzen için bölgesel eşitsizlikleri azaltmaya yönelmesi gerektiğine vurgu yapan Yeldan, “İstanbul, yapılan düzenlemeler ve projelerle giderek ülkenin geri kalanından kopuyor ve kendi başına bir habitat haline geliyor. Kanal İstanbul gibi projeler yüksek döviz harcanan ama döviz getirisi sınırlı olan projeler. Bu da gelecek nesillere aktarılan borç miktarının artması anlamına geliyor” diye konuştu.

Türkiye, Çin’den borç bulabilir mi?

Erdoğan’ın konuşmasında ekonomiye dair dikkat çeken bir diğer başlık ise Türkiye’nin yeni dönemde dış borç bulabilmek için Çin’e başvuracağını açıklaması oldu.

Erdoğan, ilk kez Çin Yuanı cinsinden tahvil ihracı yapılacağını söyledi.

Ekonomist Mustafa Sönmez’e göre, ABD ve AB piyasalarından bulunamayan kaynağın Çin’den elde edilmesi hiç de kolay değil. Tıpkı ABD ve AB’de olduğu gibi Çin’in de Türkiye’nin risk primine bakarak borç verme kararı alacağına işaret eden Sönmez, şunları söyledi:

“Bugün itibariyle Türkiye’nin CDS yani risk primi 345 seviyesinde. Yıllardır ağır bir krizle boğuşan Yunanistan’ın bile risk primi 317. Dolayısıyla Çin piyasaları da Türkiye’ye para vermeden önce, Türkiye’nin bozulan ekonomisine bakacak ve yüksek miktarlarda risk almak istemeyecektir.”

[Via Aram Ekin Duran/Deutsche Welle Türkçe]