Halk müziği sanatçısı Pınar Aydınlar cezaevinde yaşadıklarını anlattı.

Sanatçı ve HDP PM üyesi Pınar Aydınlar

HDP’den İzmir milletvekili adayı olduğu dönemde yaptığı bir konuşma sebebiyle 3.5 ay hapis cezası alan halk müziği sanatçısı Pınar Aydınlar, tahliyesi ardından Cumhuriyet’e konuştu.

Aydınlar, Bakırköy Cezaevi’nde sekiz metrekarelik bir hücrede 105 gün geçirdiğini, çıplak aramaya direndiği için ‘kadın doğum doktoruna götürürüz’ denilerek tehdit edildiğini söyledi.

Aydınlar, cezaevinden çıkarken kendini Nazi Toplama Kampı’ndan çıkmış gibi hissettiğini söyledi.

Sanatçı Aydınlar, “Cezaevinde beton arasından çıkan ufacık bir çiçek bile gardiyanların tahammülsüzlüğüne uğrayıp kopartılıyor. Cezaevinde betonların arasından çıkan yeşilliği görünce umudumu asla yitirmedim” diyor.

Cumhuriyet’ten Sibel Bahçetepe’nin Pınar Aydınlar’la gerçekleştirdiği röportajın bir kısmı şöyle:

-2015 yılında yaptığın bir konuşma nedeniyle tutuklandın. Neydi o konuşma?

“Aslında o dönemde ülkede çözüm süreci devam etmekteydi. Ülkedeki siyaset gel-gitli bir siyasetti. Çözüm süreci varken Kürt mücadelesine yaklaşım bambaşkaydı, 7 Haziran 2015 seçimlerinin devamında ağır sonuçlar oldu. Ben de 7 Haziran’da, o dönemde Suriye’de yapılan IŞİD katliamlarından tutun da, ülkede yapılan haksızlıklara dair gözlemlerimi paylaştım. Benim söylediğim sözler zaten bu ülkenin en yukarısından, en aşağısına kadar tüm birimlerinde söylenen söylemlerdi… Sonuçta ülke o dönem farklı bir süreç yaşıyordu, yaklaşımlar farklıydı… HDP saflarında yer alan herkes bir şekilde tecrit edildi.”

-Cezaevine ilk girdiğinde neler hissettin?

“Ben kendinden emin olarak cezaevine girdim. Çünkü hakkımda yakalama kararı vardı ve Avrupa’dan çıkıp tutuklanacağımı bilerek geldim. İlk alındığımda nezarethaneye götürüldüm, orada yapılan işlemler tabii farklı geldi.O an kendime söylediğim, teselli verdiğim cümlelerim vardı. Sürekli olarak ‘Pınar, vicdanın rahat, başın dik, alnın açık. Bu süreci bitireceksin.’ Bunu kendime hep söyledim. Her zaman ezilenlerin, yoksulların, işçilerin sanatçısıydım, siyaseten de ezilen Kürt halkının yanında durdum, bunların hiç birinden pişman değilim. Cezaevine girdiğim o anda, demir parmaklıkları geçince yani yalnız kalınca, kendime dedim ki ‘Pınar şimdi başlıyoruz ve çok güçlü bir şekilde bu süreci atlatacağız’. Çünkü insanlık onuru her şeyden çok daha değerli, bu onur mücadelem yere düşmeyecek. Ne hücrede, ne de hapiste, ne de sokakta.”

-Cezaevinde çıplak aramaya maruz kaldın mı?

[Haber görseli]

“Çıplak arama aslına her tutukluya uygulanan bir yöntem ama siyasilerin, devrimci tutsakların kabul etmediği bir uygulama. Bunu Bakırköy’de kabul etmedim. Ardından hücreye konuldum, bir anda 8 metrekare içine girdim. Orada böceklerin, hijyen olayının olmadığı bir alanda bir anda kaldım. İlk gün yemek verilmedi. İlk geceyi çok kötü geçirdim. Gece saat 23.00’te bir ses duyduğumda ayağı kalkıp bir olay oluyor sanıyor ve hazır ol psikolojisinde bekliyordum.”

-‘Tahliye olduğumda ilk şunu yaparım’ dediğin ne oldu?

“Yaşama dair her şeyi özlüyorsunuz. Bir parça yeşili bile çok görülüyorlar. Beton arasından çıkan ufacık bir çiçek bile gardiyanların tahammülsüzlüğüne uğrayıp kopartılıyor. İnsan toprağı çok özlüyor ve sadece karşında ciddi bir tecrit, gri duvarlar ve betonlar, parmaklıklar var. İnsan yaşamına uygun yerler değil.”

-Cezaevinde bir günün nasıl geçiyordu?

“Sabah 6.30’da kalkıyordum, baş ucumda kitaplarım vardı, onları okuyordum. Sonra kalkıp kendime kahvaltı hazırlıyordum. 3 zeytin, birazcık peynir… 08.00’de sayım oluyordu, sayıma geliyorlar, bakıyorlar, hücrede misiniz? Sonra 11.00 gibi avluya çıkma saatimdi. Bir buçuk saat kadardı, diğer siyasi arkadaşlarla avluda vakit geçiriyorduk. Avluda bir buçuk saatin bir saati durmaksızın spor yapıyordum. Yürüyüş yapıyordum. Avluda yerdeki sıva çatlaklarını ülkeye benzetiyordum, hepsi ayrı bir ülke, yürürken şu ülkedeyim, bu ülkedeyim, şu şehirdeyim, buradayım diyordum. Oradan hayaller kuruyordum. Çünkü en büyük gücün hayallerdir…

Öyküler yazdım, besteler yaptım, hiç boş durmadım. Mesela karafatmaları ve böcekleri yazdım, karafatmaların ne kadar numaracı olduğunu orada öğrendim, ölü taklidi yaptıklarını… Doğadan kopamıyorsunuz, bir süre sonra onlarla konuşuyorsunuz, ‘gördün di mi bak bunu hissediyorum ve sen buna tanık oldun’ diye… Sürekli elimde çamaşır suyu ve hücreyi dezenfekte edip temiz tutmaya çalışıyorum…Avludan geldikten sonra öğlen yemeği 12.00 ise akşam yemeği 14.30-15.00 gibi veriliyordu. Akşam 10 gibi yatıyordum.”

[Via Cumhuriyet/Sibel Bahçetepe]