T24 yazarı Hasan Cemal, Cumartesi Annelerinin 700. haftada düzenlenen oturma eylemine yönelik yapılan sert müdahaleyi ele alan bir yazı kaleme aldı.

İşte o yazı:

“Evet, bunun adı ‘zulüm’dür.

Devlet zulmü!

Ya da devlet terörü…

Çünkü bunda hukuk yoktur.

Vicdan yoktur.

İnsaniyet hiç yoktur.

Zulüm buysa ve bu bitmeyen bir zulümse, ona karşı direnmek haktır.

Devlet hukuk dışına çıkıyorsa…

Adaleti yok ediyorsa…

İnsan haklarını hiçe sayıyorsa…

Özgürlükleri çiğniyorsa…

Devlet, eski deyişle, ceberrut devlet ise, o zaman hak ve hukuku savunmak için direnmekten başka çare kalmamış demektir.

Acılar birikir birikir, gün gelir patlar.

Adaletsizliğe, vicdansızlığa karşı insanoğlu gün gelir isyan eder.

Cumhuriyet’in birinci sayfasına bakıyorum.

İçim acıyor.

Polislerin arasındaki Emine Ana’nın insanlık bunun neresinde diye dehşetle, hayretle haykıran yüzüne bakıyorum.

Bu kadar vicdansızlık olur mu diyorum.

Emine Ana, 23 yıl önce ‘faili meçhul’de kaybolan Hasan Ocak annesi.

O tarihten beri oğlunun kemiklerini arıyor, acısını her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda içinde biriktiriyor.

Emine Ana 1997’de, yine Galatasaray Meydanı’nda göz altına alınmış.

O günün fotoğrafı da var başsayfada.

21 yıl önceki o fotoğrafı gazeteci Ahmet Şık çekmiş… Ahmet Şık, 21 yıl sonra yine Galatasaray Meydanı’nda, Emine Ana’yla, Cumartesi Anneleri’yle birlikte direniyor.

Zulme karşı isyan ediyor.

Cumhuriyet’in birinci sayfasındaki bitmeyen direniş fotoğrafına bakıyorum.

Yalnız Ahmet Şık yok orada.

Arat Dink de var.

Garo Paylan da var.

Hüda Kaya da var, “Omuz omuza zalimlere karşı direniyoruz, direneceğiz” diye bağırıyor.
Ahmet Şık’ın sesi duyuluyor:

Devletin ne olduğunun özeti bu yaşadıklarımız. Evlatlarının kemiklerini arayan analara reva görülen zulümdür bu..

Garo Paylan’ın sesi yükseliyor:

699 hafta barışcıl bir şekilde evlatlarının yalnızca kemiklerini isteyen annelere ve onların faillerinin bulunması isteyenlere karşı yapılan bu vicdansızlık, Türkiye tarihinin en karanlık günlerinden biri olarak tarihe geçecektir.

Arat Dink’in sesi kulağıma çalınıyor:

Yakınları gözaltında, yani devlet eliyle kaybedilmiş insanların 700 haftadır süren barışçıl eylemlerini yasaklamak…
Yaşlı çoluk çocuk demeden copla plastik mermiyle gazla gözaltına almak…
Bugün olanlar tarihe böyle geçecek.
701. hafta yine aynı yerde olacağız.
Cumartesi insanları bu ülkeyi ileri götürürken, iktidar yüz yıllık devlet geleneğine sırtını yaslayarak geriye taşıyor.
Copu gazı bir tarafa…
Bozkurt işareti yapan vatandaşlarla ağız birliği edip, ana avrat söven, ardından da gidin bu ülkeden diye bağıran polis memurlarını izlerken, gerçekten bunu istiyor olabilirler mi, diye düşünürken buldum kendimi…
İktidarı destekleyen dindarlar bu ülkede faşistlerle yalnız kalmak istiyor olabilirler mi?..

Via: Vedat Arık / Cumhuriyet

Acılarını yıllardır içlerinde biriktirmiş başkaları da var meydanda.
1994’de kocası Savaş Buldan’ı ‘faili meçhul cinayet’te kaybetmiş Pervin Buldan’ın acılı sesi kulağıma geliyor:

Anaların sessiz çığlığından korkan bir ülke yaratıldı. Bu kadar büyük bir ahlaksızlık yapılamaz. Bugün tek başıma dahi olsam o meydanda oturacağım.

Galatasaray Meydanı’nda ana baba günü yaşanıyor.

Çok acı bir gün bu.

Cumhuriyet’in birinci sayfası yüreğimi kanatıyor.

Evet, anaların sessiz çığlığından korkan bir ülke yarattınız sonunda.

Ama Türkiye’nin böylesine adaletten, hukuktan, insanlıktan yoksun halde gideceğini hiç sanmayın.

Acılar birikir, gün gelir patlar çünkü…

[Via T24/Hasan Cemal]