Yıllar önce bugünlerde sadece Hz. Amine Validemiz değil, adeta tüm dünya kutlu bir doğuma gebeydi.

Milâdî 571 senesi Nisan ayının son üçte birlik faslına denk düşen 12. Rebiülevvel Pazartesi gününü içine alan hafta, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hayırlı bir gelenek ihdâs olunarak Kutlu Doğum Haftası olarak kutlanıyor. Peygamber Efendimiz, “İlkbahar” anlamına gelen “Rebîülevvel” ayında doğduğundan Rebîülevvel kelimesi de ayrı bir önem kazanmıştır. O gecede bütün insanlığı sevinç kapladı ve o bahar bütün insanlığın baharıydı aslında.  Onun doğumu bütün dünyayı şereflendirdi ve yıllarca ona saygı ve sevginin bir göstergesi olan” kutlu doğum” haftası dualarla ve çeşitli  programla kutlanıyor.

Efendimiz’i anmanın bir yolu da şüphesiz, böyle hayırlı kutlama vesileleriyle onu tanımaya, daha çok sevmeye gayret göstermekti. Ancak ; onun değil dinin büyük meselelerinde, gündelik hayatın en sıradan en basit görünen ayrıntısında bile gösterdiği örnek davranışları taklit etmek ve tabiatımızdan bir parça hâline getirmek çok daha faydalı bir anma olur.

O, dünyaya güzel ahlâkı tamamlamak üzere  Rahmet Peygamberi olarak gönderilmişti; bu cümleyi herkes bilir ancak ne yazık ki içini lâyıkıyla doldurmaktan da anlamaktan da uzak bulunuyoruz. Kendine Müslümanlık kimliğini yakıştıran her insan, günün her ânında sadece kendisini değil, Efendimiz’i de temsil ettiğini bilmeli. Bilmiyorsa da öğrenme çabasında olmalı onun (S.A.V) hayatını yaşamını örnek almalı. Zira o bir yaşayan Kur-an’dı. Aslında Efendimizi anlayabilirsek, içinde kaybolduğumuz dünya yükünün ne kadar hafiflediğini göreceğiz.

Bu bağlamda Kutlu Doğum Haftası, en azından ve hiç olmazsa Müslümanların bir haftayı,onun güzel hasletlerini, nezaketini, yardımseverliğini, merhametini, dinine sadakatini, ahdine vefâsını, emânet ehli oluşunu, yalandan Şeytandan kaçarcasına kaçınmasını, fakire fukaraya ve yetimlere alâkasını, cömertiğini, temizlik ve sadelikte ısrar üzerine kurduğu şıklığını, teemmülünü, tefekkürünü en az bunlardan birini bir  oyuncu gibi taklit ettikleri bir tazelenme,yenilenme ve  bir arınma zamanı olarak yaşamalı.

Büyük işlerle küçük işleri gündelik hayatımızda sıraya koymanın bir mantığı olabilir. Fakat bunu dinimiz için söylemek mümkün değildir. Çünkü; dinimizi yaşamadığımız sürece ne huzur bulabilir ne de işlerimizi yoluna koyabiliriz. Bizler öncelikle Allah’ın (C.C) bizlere gönderdiği ve Resulü’nün de bunu hakkıyla öğrettiği emir ve yasakları yerine getirmeli. O sevgililer sevgilisinin bizlere miras bıraktığı tebliğ ve irşad meselesini en mühim meselemiz haline getirmeli.  Yaşatmak için yaşamalı, Namı Celil-i Muhammed’in dünyanın her yerinde Şehbal açması için çatlarcasına çaba göstermeliyiz.

güllerOnu sevmek , onun hâlini kuşanmak, onun ahlakıyla ahlaklanmak  ve hadiseleri karşılayan bakış açısını, problem çözme tarzını taklit etmek. O nun (S.A.V)  gözündeki ümmet değerimizi ve Allah (C.C) yanında kulluk değerimizi bir kat daha artıracak, dünya ve ahret adına tüm işlerimizde de Allah bizi zayii etmeyecektir.

Bir şairinde dediği gibi;

“En güzel yazı yazan eller, altın harflerle Muhammed Mustafa’ya methiye yazsa azdır,

İleri gelen kişiler, O’nun adını duyduklarında saflar hâlinde ve topluca ayağa kalksa azdır.”

PAYLAŞ