Anlamın sadeliğine ulaşmam ve öğrenme sürecinde yol göstericiliği ile hayatımda yer edinen biricik anneme sonsuz şükranlarımı sunuyorum…

Müslüman çevrede yetişen bir genç, küçük yaşlardan itibaren kendisine Allah (c.c) tarafından farz kılınan çoğu ibadeti önce ailesinden sonra çevresinden öğrenmeye başlar. Vakit geçtikçe kişi bu öğrenme sürecinin içindeyken kendisini ibadetler konusunda sorumlu görmeye başlar. Bu sorumluluk kişide bir bilince yol açar ve hayatının geri kalan kısmında bu bilinç ile ibadetini sürdürmeye çalışır. Yaptıklarının ve yapacaklarının bir gün karşısına iyi veya kötü ameller şeklinde çıkacağını bilir. Yanlışın ve doğrunun ne olduğuna karar vermesinin bile çok önemli bir aşama olduğunu anlar. Fani dünya hayatında kendisine verilen süre boyunca yapacağı bütün güzel işlerin ebedi dünyada bir mükafatının olduğunu sezer.

Benim açımdan da durum aynen bu şekilde gerçekleşti. Eskiden yani daha ilkokula gittiğim yıllarda ailemin bana öğrettiği şekilde islamda farz kılınan ibadetleri yerine getirme sorumluluğum vardı. Mahallede bulunan arkadaşlarla ve kardeşlerimle kuran kurslarına giderdik. Annem bize namaz kılmayı öğretirdi. Biz de gösterildiği gibi namaz kılmaya gayret ederdik.

buyumekcocukNe var ki; büyüyorduk ve sorumluluklarımız yaş ilerledikçe gün yüzüne çıkıyordu. Önceden düzenli bir şekilde kılmaya çalıştığımız namazlarımızı artık kılmamaya başlıyorduk. Kılmadığım namazların sebebini illa bir nedensellik vurgusu yaparak anlatmak yerine bu yazıyı yazmamdaki asıl amaç yani sonuca doğru giden bir yolun gerçek maneviyatı anlaması ve görmesi üzerinden detaylandırarak anlatmak isterim.

Hayatınıza anlam katan ne kadar şey var? Bu sorunun cevabı aslında sizin ibadetler konusundaki anlayışınızı ortaya koyacaktır.

Hayat, dediğimiz olgu bireyin doğduğu andan itibaren ölünceye kadar geçen süreci ifade eder. Öyleyse kişi bu süre içerisinde hayatına katacağı bütün özneleri ve yüklemleri titizlik içinde seçmeli buna göre kendine bir yol belirlemelidir. Eğer yapamayacağı bir şeyin varlığı konusunda hoşnutsuzluk hissediyorsa bu şeyi terkedip var olan hayatını daha da güzelleştirecek başka bir arayışın yolcusu olmalıdır. Yada yaptığı bir şeyde kişi kendinden eminse ve bu konuda gerçekten samimi ise bu yolun sonunu her ne olursa olsun görmelidir.

Hayatımıza anlam katacak bir çok şey olabilir. Örneğin; acılarımız, sevinçlerimiz, inançlarımız ve birine duyulan saf temiz bir aşk. Size çok şey katabilir. Sebebi ne olursa olsun acıların ve sevinçlerin kaynağı çoğul olabilir ama inancın ve aşkın tekbir kaynağı vardır. İnanç ve aşk insanın hayatında tam anlamıyla yaşayabileceği bir mutluluk ve huzur veren maneviyat halidir. Bu mutluluk ve huzur veren maneviyat hali insanın hayatındaki çok önemli noktalarda inanılmaz motive edici olabiliyor. Kişi bunlardan kendisini soyutlayıp dünyevi uğraşlar peşine düştüğü vakit ise mutlak süretle yalnızlığa ve çaresizliğe sürüklenebilir. İnsan yapısı gereği sosyal bir varlıktır ve yalnızlık gibi bir duygudan olabildiğince kaçınmalı. Hayatında hiç inanmadığı bir sevdaya dahi insan umutla bakabilmeli. ‘Her ne olursa olsun’ değil ‘olacaksa o olsun yada olmasın’ diyebilmeli yani insan sevince Allah’ın varlığı gibi ‘tek’ sevmeli.

ayakHayatımda çok fazla iyi veya kötü olarak tanımlayabileceğim olaylarla karşılaşmış olabilirim. Ama bugüne dek varlığından şüphe etmediğim ve varlığını her zaman kalbimde hissettiğim Allah’a olan inancım ile gerçekte çok saf ve temiz bir amaç uğruna geçirilebilecek kısıtlı bir vaktin her aşamasında olduğu gibi bunu görmek ve anlamlandırmak benim için çok önemliydi. Hayat, her ne kadar da bize içinde bulunduğumuz anın sarhoşluğu içerisinde sanki hiç bitmeyecek gibi gelsede bir gün mutlaka son bulacağı aşikardır. Kaçınılmaz bir gerçek olarak hayatı yaşamak ve hissetmek en derin anlamıyla bunu tam manasıyla noktasına kadar yazmak benim için artık bir amaç haline geldi. Bu bende içgüdüsel bir vurgu haline geldi.

Öleceğini bile bile ölmekten bihaber yaşamak gün gelsede hiç bitmeyecekmiş gibi olan bir demi yaşamaya benziyordu. Aslında bizler çoktan varoluşun bir değerlendirilmesi üzerinden çoğu şeyi hayatımıza kattık ve inanarak yaptığımız bütün güzel amellerin sahibi olma duygusu bile bazen müthiş derecede mutluluk kaynağı olabiliyor.

Doğrular ve yanlışlar

Doğru veya yanlışın ne olacağını kişi belirleyebilir ancak gerçeğin ne olacağına karar veren dünyevi bir bilinç olamaz. Gerçek, soyutsal açıdan bakıldığı zaman bir mükemmeliyetçiliği ifade eder. Çünkü; gerçeği var eden Allah’tır. Doğru veya yanlışı ise kişi kendisine göre belirlediği bazı takıntılarla seçebilir. Bunu yaradan insanın dünya hayatında vereceği kararlara bağlı olarak önceden belirlemiştir. Buna kader denir. Kader ise gerçektir ve sonsuzluğun sahibi tarafından yazılmıştır. Sonsuzluğun ne derece kavranılabilir olmasıda insan beyninin sınırlarının olduğunun bir kanıtı niteliğindedir. Sonsuz olan bir şeyi yapmayı düşünerek elinizde var olan neyi açıklayabilirsiniz? Sonsuzluğun kaynakları sınırsızdır ve istenildiği taktirde üretilebilme olanağına sahiptir. Oysa insan hayatında somut olarak kurabildiği bütün şeylerin bir sınırı vardır.

batan gemiDoğruluk ve hakikat üzerinde kurulan bu sınırlar kişiyi sadece gerçeğe götüren bir araç niteliğindedir. İnsanın yapabileceği en sonsuz şey ise inanmaktır ve hayal etmektir fiiliyat ise insanı kısıtlar belirli bir çerçeveye koyar. İnsan yapamayacağı şeyler üzerinde düşündüğü vakit Allah’ın varlığına kesinkes inanır. Çünkü yapamayacağı şeylerin varlığı gözünün önünde gerçekleştirilmiş haliyle belirgindir. Kişi şöyle düşünür; Bunu yapan insan değilse o zaman kim? Hangi güç bu kadar büyük bir düzeni kurabilir dahası işletebilir? Bu tür soruların cevabı İslam dininde bellidir. Her şeyin yaratıcısı ve tek sahibi olan Allah’tır.

Allah’ın varlığı üzerinden geliştirilen bu düşünce ise inanmayı gerektirir. İnanmak ise sevmeyi, sevmek ise aşkı var eder. İlah-i bir aşkın varlığı temelinde süren bir hayat er yada geç mutlu bir sona varacaktır.

Zamanı önemli değildir asıl önemli olan sonucudur. İnsan ilah-i aşk ta ebediyete önem verir. Ve sonucuna katlanacağı anın verdiği müthiş bir sevinme hali ile hayatını sürdürür. Bu şekilde hayatlarını çizmiş ve gerçek yolun varlığını gören bütün insanlar elbette Allah tarafından bahşedilen sonsuzluktan yararlanacaklardır. Hak ve batılın ayrımına varamayan çoğu zaman hakkı kendisine göre batıl olarak değerlendiren insanlar içinse durum vahimdir.

kırmızı gullerİlah-i aşkı görebilmenin ise birçok yolu vardır. Örneğin, çaresizlik içerisindeyken mucizevi bir şekilde gelen bir haber sizi nasıl mutlu ediyorsa ilah-i aşkta insanı bu derece mutlu edebilir. Hiç yoktan acıdan kurtulup ve belkide görüp duyabileceğiniz en güzel hissiyatı yaşamak; bana göre paha biçilemez.

Mesela çok sevdiğiniz annenizin dilinde bir dua olabilmek sizin için çok anlamlı olsa gerek. Annenizin sizin için dua etmesi, hayatınızda güzel şeylerin olmasını dilemesi, muradınıza ermenizi, yolunuza çıkan bütün engellerin aşılmasını istemesi, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar kıymetli bir hadisedir. Allah, cennetin annelerin ayaklarının altında olduğunu belirtmiştir. Cennet o ki; sizin dünyadaki bütün güzellikleri biraraya getirip yapabileceğiniz en büyük şeyden katbekat daha güzel olan bir yerin insan hayatında çok kolay bir şekilde elde edebileceği ve uğruna bütün dünyayı gezmek yerine bulunduğunuz konumda dahi sahip olabileceğiniz bir ayrıcalığın var olduğunun müjdelenmesidir. Cennete gitmek ve Allah’ın rızasını kazanmak için mühendisler gibi içerisinde birden çok bilinmeyenin olduğu bir denklemi çözmeniz beklenmez. Bilakis aklını ve mantığını kullanabilen okuma yazma dahi bilmeyen bir kişinin çözebileceği tek bilinmeyenli bir denklemdir. Bilinmeyene gitmek insanı sonuca vardırır ve sonuç ise mükafata. İyilikle dolan her güzel yolun sonu daha dünyadayken kavranması çok zor olan bir yere gider; cennete.mum

Sevmek ise başlı başına bir nimettir. Sevgi, yaratılanlar arasında olabileceği gibi yaratılan ile yaradan arasında da olabilir.

İlah-i aşk; bir tasavvuf halidir. Yani adanmadır, bağlılıktır sadakati ifade eder ve şu dünya hayatında soyut olarak düşleyebileceğiniz en güzel duygudur.

deniz resmi

Kimler geldi, kimler gitti… şu aşk deryasından ne kullar vardı da bir gram huzur kapamadan göçen… Bak yine gülüyor, zemheri ayazından kurtulup deryada konaklayan aciz bir müptela...

Kimsenin sizden haberi olmasını beklemeden sadece kendinize verdiğiniz bir sözü ne kadar uzun süre tutabilirsiniz? Bu çok ciddi bir sadakat gerektirir. Sözünüze sadakat amelinize işler. Ve gün geçtikçe siz farkında olmadan içinizde yok olmaya yüz tutan bir gül, aşkın verdiği huzur ile köklerinden en tepesine kadar kendini yeniden var etmek ister. Bende ki aşk kavramı sadakat üzerine kurulu.

‘Sevmek ne derece sınırsız olabilir ki’ diye düşünebilirsiniz. Oysa bence saçma olan sınırının olması. Saf aşkı yaşamamış birine diliniz döndüğü kadar konuşsanız da anlamaz..

angelchilds_03-eyes (1)Peki baktığınız oysa gördüğünüz kim? Bana göre bakmak ve görmek arasında çok fark var. Bakmak sadece yapılan fiile verilen bir isim olsa da görmek, tek başına yapılamaz ve bakarken aşk hissederseniz buna artık bir anlam da yüklemiş olursunuz. Anlam ise sizi bu dünya hayatındaki ihtiraslardan arındırarak ilah-i aşka vardıran sebepsiz ve koşulsuz inanmaya götüren bir kavramdır.

Daha önce de bahsettim bir şey yapmaya karar vermişseniz önce bunu anlamalı sonra öğrenmelisiniz.

Bana göre aşkın bugünkü tanımlaması da tamamen yanlış. Sözüm ona çoğu aşık olduğunu zanneden gençler birini severken başkasına gönülde koyabiliyor. Bunu nasıl yapıyorlar anlamakta zorluk çekiyorum. Sevginin yanına bile yaklaşamayan bu ruh haline ne ad konulmalı. Aşkın en duru haliyle yaşamak varken kandırılıp, kandırılmak neden? Düşünce ve hissetmekten uzak yürüyen ama topallayan zihniyetinin son neferine kadar bataklığa batmış sevgi tohumlarını boşa harcayan kimseler, acınası hallerini göremiyorlar mı!

 

ViaFerhat MİKYAS
PAYLAŞ