ABD ve Küresel direnç noktaları

Ömer ALTUN'un yazısı

ABD askerleri

1.Dünya savaşından sonra dünya iki kutuplu yeni bir düzen ile uyandı. Karşıt kutuplar sıcak çatışmadan kaçınarak, birbirlerini yıkmayı planlıyordu. 2.Dünya savaşından Berlin duvarının yıkılmasına kadar ki ABD ve SSCB arasındaki bu mücadeleye stratejistler, tarihçiler ve analistler bu olayı “Soğuk Savaş” diye adlandırır.

ABD, Sovyetler karşısında çevreleme ve aynı zamanda da Sovyetlere karşı savaşan örgütleri dektekledi. Keza Sovyetler de bu yönteme başvurdu.

Sovyetlerin Rus Çarı Büyük Petro’dan kalan siyasi vaziyet niteliğindeki sıcak denizlere inme politikası öte yandan devletlerin ve büyük şirketlerin hala iştahını kabartan Merkezi Asya enerjilerini sıcak denizlere ulaştırmak amacıyla Fetihler koridoru, imparatorluklar mezarlığı, Asyanın gözetleme kulesi diye tanımlanan bügüne kadar hiçbir yabancı gücün barınamadığı Afganistana müdahale etti.

ABD askeri Afganistan topraklarında top atışı yaparken

Öte yandan bu müdahaleyi daha önce tahmin eden Polonyalı bir Yahudi olan ABD ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski Afganistandaki grublarla temas kurmuş ve her türlü yardım sağlamak için kolları sıvamıştı. Sovyet müdahalesiyle birlikte ABD, Afganistandaki her örgüte azami ölçüde yardımı sağlamıştır. Gariptir ki El Kaide’nin ilk tohumları burada yeşermiştir. Öyle ki Brezenski’ye daha sonra El Kaide lideri olarak karşımıza çıkacak milyar dolarla ifadeedilen serveti olan Usame Bin Laden Silah tanıtan videoları var. Bunu bir anekdot olarak aktarmak istedim.

Nihayetin de Sovyetlerin Afganistan’a müdahalesi yıkılmasının önemli nedenlerinden biridir.

Soğuk Savaş’ı kazanan bu realist Amerika dış politika çizgisi kendi içinde bir türev ortaya çıktı. Yeni muhafazakarlar (neoconservatism) “güçlünün güçünü” kullanması gerektiğini, sermayenin hiçbir engele takılmadan serbest dolaşması gerektiğini savundular. Küresel kriz noktalarına güçle müdahale etmesinin gerektiğini savundular.

Bu çerçevede ABD’nin dış politikasına hakim olan deneyselci yaklaşım Harvard ve Oxford üniversitelerindeki laboratuarlarında hazırlanan doktrinler de bu sefer BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak çıktı.

11 Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan El Kaide’nin üstlendi terör saldırısıyla da Enerji bakımından zengin, jeostratejik konumları son derece önemli olan iki bölgesine El Kaide’yle (Terörle) mücadele iddasıyla müdahale edildi. Jeostratejik ve Merkezi Asya’daki enerji havzalarıyla yakınlığı itibariyle Afganistan’a, Enerji zengini (Petrol,Doğalgaz vb.) bölge olma özelliğiyle ortadoğudaki Irak’a müdahale etti.

Taliban militanları
Taliban militanları

ABD bu iki ülkeye savaş açtı ve var olan “Taliban” ile “Baas Rejimini” devirdi. Amerikalılar Irak ve Afganistan pazarını belli bir ölçüde pastanın büyük kısmı kendisinde kalma şartıyla uluslar arası sermayeye açtı. Bu onlar için belli bir başarısayılabilir. Diğer taraftan bu ülkelerde yeni bir yönetimde tahsis edemedi. Bu ülkelerde bu müdahaleyle kaos, eğitimsizlikten ve açlıktan başka bir şey bırakmadı. Analizcilere göre ABD’nin Irak’taki harekatın maliyeti 4 trilyon dolar kadardır. ABD ekonomisinde büyük bir krizi tetikledi. ABD açısında büyük bir pirus zaferinden başka bir şey değildi.

Bununla birlikte ABD’nin soğuk savaştan sonra dünyaki liderliğine meydan okuyacak güçlerde Avrasya da belirmeye başlamıştı. Ekonomik açıdan Çin, stratejik açıdan Rusya ABD başkanı Geoge W. Bush’un halefi Barack Obama döneminde “İdealist” bir dış politikayı “Realist” bir dış politikaya çekti.

Bu temelde Ortadoğu’ya olan bağımlılığı azaldığı için Irak’tan çekilirken, rakiplerinin Rusya’yı güneydoğusundan, Çin’i batısından çevreleme imkanı doğurduğu için Afganistan’a daha öncelik verdi. Bununla birlikte Büyük Kapışma’nın olacağı Avrasya’da mücadele ederken Ortadoğu’da ayağına dolanacak direnç noktalarıda önemsiyen bir dış politikaydı.

Bütün bu stratejilerin arasında yeni bir dinamik ortaya çıktı. Arap dünyasında var olan despot ve yağmacı rejimlere karşı bir devrim süreci başladı. Bazılarının Arap Baharı bazılarının Arap Diktatörlüklerin sonbaharı diye tanımladılar. Bu dönemde Devrimler, darbeler devrim ihraç etme sürecide başladı. ABD bu olaylar karşısında dengeleri kendi lehine çevirmeye çalıştı. Büyük Kapışma’ya giderken Büyük Ortadoğu’da(Türkiye’den başlayıp Afganistan’a ordan daFas’a kadar ki olan) herhangi bir direnç noktası bırakmak istemezdi.

Böyle bir dönemde soğuk savaştaki realist çizgiye geldiler. Bu dönemde soğuk savaştaki yöntem ve taktiklerini kullanmaktan çekinmeyeceklerdir. Askeri darbeler, suikastler, krizlerle devletleri idare etme vb. yöntemlerini uygulamaya konulmasını beklemek gerekir.

ABD askeri küçük Afgan bir kız ile (FOTO:AFP/Getty Images)
ABD askeri küçük Afgan bir kız ile (FOTO:AFP/Getty Images)

Suriye ekseninde bu olaylara baktığımızda bugünkü iç savaşın sebeplerine bakacak olursak bütün bunları göz öünde bulundurmakta yarar olacaktır. ABD’ye göre Suriye; Rusya, Çin ve İran ekseninde duran ve ortadoğuda önemli direnç noktalarından biridir.

Roma Kartalı kendisi açısında az maliyetli bir şekilde Suriye’deki avını avlamaya çalışırken gariptir Amerika’yı “Büyük Şeytan” olarak gören İran’la anlaşmaya çalışıyor.İran’ın kendi eksenine gelmesini bekliyor olabilir.

Peki ya İran Amerika’nın eksenine gelmezse…

ViaÖmer ALTUN
PAYLAŞ